TARİHTEN GÜNÜMÜZE DERSİM KİMLİĞİ

TARİHTEN GÜNÜMÜZE DERSİM KİMLİĞİ

Sait ÇİYA


Kimliğin bir çok tanımı var. Aynı şekilde bir kişi, grup birden fazla kimliğe sahip olabilir. Bizi ilgilendiren Dersimlilerin ulusal ve ondan tümüyle ayrı düşünülemiyecek inançsal ve kültürel kimlikleridir. Tarihten günümüze dediğimize göre, kimlik her şeyden önce süreklilik oluşturur. Süreklilik değişimi de birlikte getirir. Bir dönem önde olan özellikler, başka bir dönem geri plana itilebilirler. Bu duruma siyasal koşullar, yanısıra toplumun bünyesinde meydana gelen öteki değişimler etkide bulunurlar. Değişim şu anlama da gelir. Kimlik iki ucu kapalı düz bir çizgi değildir. Yatay ve dikey geçişleri vardır. Etkilenir ve etkiler. Kimliği oluşturan bazı öğeler zamanla geriler veya unutulurlar. Başka bazı öğeler kimliğin parçası haline gelebilirler.

Genel olarak bir toplumun kimliğini belirleyen nedir? Toplumsal kimlik denildiğinde, toplumsallığı ifade eden dil, tarih, toprak, inanç öğeleri öne çıkar. Bazı durumlarda siyasal eğilimler de kimlik tanımında öne geçebilir. Şunu da mutlaka unutmamak gerekiyor: Bir toplumun kimliğini belirleyen, başkalarının o toplum hakkında düşündükleri değildir. Belirleyici olan o toplumun kendisi hakkındaki düşünceleridir. Toplumun ortak tanımlarıdır.

Bu yazıda geçen genellemeler belli yanlışlıkları da içinde barındırıyor. Çünkü, her genelleme aynı zamanda farklı olanı genelin içine almaktır. Bir anlamda yok saymaktır. Kimlik ise daha belirsiz ve değişken bir olgudur. Siyasal, dinsel, ulusal çekişmelerin, çelişkilerin sonucudur. Bunu unutmadan, Dersim ve Dersimli üzerine bir kimlik tanımlaması yapmaya çalışacağım.

Son yıllardaki çalışmaları saymazsak, Dersimliler tarihlerini yazılı hale getiremediler. İlk ciddi deneme, Nuri Dersimi´nin Kürdistan Tarihinde Dersim ve Hatıratım isimli çalışmalarıdır. N. Dersimi´nin çalışmaları Dersim tarihi ve kimliğine yönelik önemli bir katkı olmasına rağmen, bazı yönleri ile de başka bir yanlışlığın, yanlış eğilimin başlangıcı sayılabilirler. Nitekim, N. Dersimi´nin yaklaşımına Seyfi Cengiz[1] ve Mustafa Düzgün[2] ciddi eleştiriler getirmişlerdir.

1980´den sonra ise Avrupa´ya çıkan Dersimli aydınlar yeni çalışmalara başlamışlardır. Dersim´in dili, tarihi, dini, genel olarak kimliği üzerine ayrıntılı incelemeler yapılmış, yazılı kültür ve tarih çalışması başlamıştır. Burda dikkate alınması gereken bir başka olgu da, bu çalışmaların her hangi bir yabancı grubun himayesine girmeden yapılmış olmasıdır. Şüphesiz, bu çalışmalar ve sonuçları da eleştiriye muhtaçtırlar.

Kısaca örnekleyelim. Ayre, Piya, Raştiye, Desmala Sure, Ware, Tija Sodıri, Pir, Kormışkan dergileri Dersim tarihi, dili, inancı, toplumsal yaşamın çeşitli görünümleri üzerine etraflı incelemeler yapmışlardır. Bu dergilerden Tija Sodıri ve Kormışkan tamamen Zazaca yayın yapmaktadır. Avrupa´da 1995´den itibaren vakıf ve cemaat çalışmaları da başlamıştır. Türkiye´de de Tunceli Derneklerinin yaklaşık 25 yıllık tarihi var. Bunların çalışmalarını küçümsememekle birlikte, en önemli gelişme İstanbul Derneği´nin çıkardığı Dersim dergisidir. Kimlik sorunu tartışılırken bu çalışmalar mutlaka dikkate alınmalıdır.

Dersimlilerin dışında öncelikle Türk milliyetçilerinin (ki bu bir devlet milliyetçiliğidir) ve son yıllarda da Kürt siyasal hareketlerinin Dersim ve Dersimli tanımlaması da vardır. Bu iki yaklaşımın ayrı ve ortak yanları dikkat çekicidir. İki yaklaşım da dışardan yapılmışdır. Amaçları Dersim´in doğal yapısını, kültürünü değiştirmek, kendine benzetmektir. Türk milliyetçileri Dersimlileri gerçek Türk, Kürt siyasileri de gerçek Kürt görmektedir.

Türk milliyetçiliği Dersim´in ulusal kimliğini inkar etmiştir. Öncelikli olarak Dersim´i siyasi ve ulusal yapısıyla tasviye etmek istemiş, bunu yapamadığı yerde de Türk kimliğine adepte etmek için her yolu denemiştir. Zamanın Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak´ın hazırladığı bir raporda bu siyaset en açık şekilde dile getirilmiştir.

D- Yerli memurların tamamen çıkarılması, Dersime en iyi memurların tayini,

E- Yüksek idare memurlarına adeta sömürge idarelerindeki yetkinin verilmesi,

F- Propagandaya kuvvet verilmesi ve Türklüğün telkini,

G- Kürtçe yerine Türk dilinin ikamesi için ilmi ve idari tedbirlerin alınması. (büyük kız çocuklarının okutulması)

H- Dersim önce Sömürge gibi nazarı itibara alınmalı, Türt camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve aşamalı olarak öz Türk hukukuna mazhar kılınmalıdır.[3] Dersim´in yakın tarihi bu eksende gelişen devletin resmi siyasetine karşı direnişle geçmiştir. T.C. bu sürece yönelik tepkileri, direnişleri şiddetle bastırmış, 1937-38 yılında ise Dersim´i toptan ortadan kaldırma siyasetini pratiğe geçirmiştir. Aradan 60 yıl geçmesine rağmen, bunu tartışmak dahi yasaktır. Dersim kendine biçilen tunç elbisenin içinde ezilip-dönüştürülmek, bitirilmek istenmektedir. Türk milliyetçiliği bu amacına ulaşmak için, dışardan yürüttüğü saldırıyı, içerden destekleyecek işbirlikçi bir kesim yaratmak istedi. Bu kesimi kendine dayanak yaparak, askeri-siyasi egemenliğini ilerletmek istiyordu.[4] Askeri şiddetle birlikte denediği bu yol, daha başında esas olarak iflas etmiştir.

1938´den sonra Dersimlilerin önemli bir bölümü Batı´daki Türk nufüsu içine sürgün edilmiştir. Yaklaşık 10 yıllık sürgün döneminden sonra yeniden geriye dönüşün serbest bırakılması sonucu, sürgüne gidenlerin önemli bir bölümü tarihte eşine az rastlanır bir yurtseverlik örneği göstererek geriye dönmüşlerdir. Dönüş Dersim´de yaşamı yeniden canlandırmış, ama Türkçe´yi de Dersim´e taşımıştır. Sürgünde doğanlar ve çocukluğunu orada geçirenler, Türkçe´yi öğrenmiş ve onu Dersim´e birlikte getirmişlerdir. Aynı dönemde devlet zorla kız ve erkek çocukları toplayarak birer askeri kışla görünümünde olan Yatılı Bölge Okulları´na göndermiştir. Bu okullardan mezun olanlar öğretmen ve memur olarak Dersim´e geri gelmiş, yerli misyonerler olmuşlardır. Yeni misyonerlerin yerli olması ve çoğunun da rejime muhalefet eden sol guruplardan olması, Dersim kültürünün direncini kırmış, Türk kültürüne yumuşak geçişi hızlandırmıştır. Cumhuriyet´den sonra Zazaca ve Kürtçe´nin her alanda, basın-yayın, çarşı-pazarda yasaklanması da bu süreci hızlandırmış, dilimiz toplumsal yaşamın dışına itilmek istenmiştir.

1938´den günümüze gelindiğinde Dersimlilerin bir kesimi kendi tarihine, diline, dinine, genel olarak kültürüne yabancı hale gelmişlerdir. İlginç olan, bunun ilericilik, solculuk adına yapılmış olmasıdır. Bunun, yapanlar açısından bir paradoks olması işin bir yönüdür. Öteki yönü ise, bu sürece itiraz edenlerin ideolojik terörle susturulmalarıdır. Bu kesimle rejim arasında siyasal bir kapışma, uzlaşmazlık olmasına rağmen, sol eğilim siyasal alanda gösterdiği direnç ve mücadeleyi, kültürel alanda, ulusal gerçeklik boyutunda gösterememiştir.

Kürt Ulusal Hareketi ise 1970´den sonra içine girdiği yükseliş döneminde Dersim´i genel Kürt kimliğinin içine çekmek istemiş, bu yönde ciddi çalışmalar yapmıştır. Dersimli Kürtlerin de bu çalışmaların içinde olması ve iki kesimin de rejim tarafından inkar edilmesi kısmi bir taraftar kitlesi yaratmıştır. Son yıllarda ise başka bir yanılsama yaratılmıştır. Dersimlilere Türk yada Kürt kimliğinden birisini seçme alternatifinin dışında yol bırakılmamıştır. Kendisine Kürt demeyen herkes Türk sayılmış, öyle propaganda edilmiş, yaratılan yanılsama ile Kürt kimliği kabul ettirilmek istenmiştir. Kürtlerin rejimin mağdurları olması, rejimin Kürtlere ve Dersimlilere birlikte saldırması da doğal bir yakınlık yaratmıştır. Bu yakınlığı fırsat bilen bazı Kürt Hareketleri, uluslaşma süreci adı altında Kürt kimliğini tek kimlik olarak Dersim´e dayatmıştır. Neticede daha çok gençlik içerisinde olmak üzere, kendini Kürt gören bir kesim oluşturulmuştur. Şu söylenebilir. Dersimli ve Dersim kimliği, Türk ve Kürt kimliği arasında sıkışıp kalmıştır.

Şimdi tarih, dil, inanç ve kültürün öteki unsurlarından hareket ederek, Dersimlilerin kimliğini tanımlamaya çalışalım. Dersimli kavramı da tam net değil. Zira Dersim çok dilli, çok dinli bir coğrafyadır. Dersim´de Alevi Zazalar[5], Alevi ve Sunni Kürtler, Türkler ve Ermeniler birlikte yaşıyorlardı. Ermeni sürgün ve kırımında Ermeniler yok edildiler. Çok az sayıda Ermeni kaldı. Bunların da ulusal bir topluluk olarak varlıklarını devam ettiremediklerini görüyoruz. Türkler, Kürtler Dersimli diye alevi olup Zazaca konuşanları kastederler. Zaten Zazaca´ya yörede Dersimce de denilmektedir. Dersimli denildiğinde, Alevi inancı ve Zaza dili birlikte akla gelir. Kürt Aleviler de, Zazaca konuşanlara Dersimli demektedirler. Aynı şey Dersime komşu müslüman Türk ve Kürtler için de geçerlidir. Ben de Dersim kimliğini Alevi olup Zazaca konuşanlar açısından ele aldım.


SÖZLÜ HAFIZADA TAŞINAN TARİH

Dersim tarihi yazılı hale getirilemediği için, bugüne aktarılanlar esas olarak sözlü anlatım ve geleneğin içinde kalmıştır. Kürt, Türk ve öteki halkların yazılı basınında kısmi olarak Dersim´e değinilmiştir. Ancak bu yeterli değildir. Hatta ciddi yanlışlıkları içinde barındırmaktadır. Sözlü hafıza ise istenilen ölçüde derlenip düzenlenmemiştir. Daha çok 1938 sürecine ilişkin derlemeler yapılmaktadır.

Dersimliler köken olarak Horasan´ı referans göstermektedir. Fakat bu söylence düzeyindedir. Horasan kökeni sözlü kültürde de derlenmemiştir. Yine de sözlü kültürü destekleyen bazı belgeler bulunmaktadır.

Herşeyden önce Horasan´dan göç meselesi tarih ve kapsam bakımından karmaşıktır. Acaba, tüm göçler bir tarihte mi olmuştur? Göç ve köken meselesi, inanç anlamında bir yol bağlılığı mı ya da nüfus göçü mü? Tüm bunlar bölge tarihini de içine alan araştırmaları zorunlu kılıyor. Anadolu´daki yer isimleri, kültürel olgular ve dil kalıntıları aynı kökenli bir halkın öteden beri bu coğrafyada yaşadığı görüşünü güçlendiriyor. Göç de tek yönlü değil. Moğol´un önünden Anadolu´ya sürülenler, kaçanlar, daha önce İskender´in önünden İran yaylalarına sığınmış olabilirler. Kaldı ki İran kökenli kültür ve nufüsun Anadolu´daki serüveni ve zaman zaman sağladığı hakimiyet çok eskilere dayanıyor. Bugünkü veya 300-400 yıl önceki sınırlarla tarihi açıklamak mümkün değildir.

Horasan denildiğinde de bugün anlaşılan ile geçmişte anlaşılan bir değil. Urfalı Mateos´un 952- 1136 dönemine ilişkin Vekayi- Nâmesi´ne yazdığı notda Fransız editör Edouard Dulaurer Horasan´ın o günkü sınırlarını bugünden tamamen farklı veriyor. Ermeni tarihçileri, Horasan adıyla yalnız bölgeyi değil, bütün İran´ı ve umumiyetle onun garbinde İran Selçuklularının imparatorluğunu teşkil eden Azerbeycanı, Ermenistanı ve hatta Mezopotamyayı kastetmişlerdir[6] Öyle görünüyorki Horasan sorunu oldukça karmaşık.[7] Dersimliler bugün yaşadıkları çevreye veya yakın coğrafyaya geçmişte Horasan demiş olabilirler. Ne varki Moğol Hulagü´nün önünden kaçan-sürülen halkların arasında Zazaların da sayılması bizi yine İran coğrafyasına götürüyor. Minorsky İslam Ansiklopedisi´ne yazdığı Şehrizur maddesinde Moğol Hülagü´nün önünden Kûsa Kürtleri denilen (-kendisi Zazaca´nın Kürtçe´nin lehçesi olmadığını aynı yazı içinde belirtiyor-) Zazaların Mısır ve Suriye´ye göçtüklerini, A. von Le Coq´un Şam´da 1901 yılında bunlardan birisiyle Zazaca konuştuğunu da yazıyor. Minorsky, Daylamastan´ı da bu coğrafya içinde sayıyor[8]

Hülagü 1258 yılında Bagdat´ı işgal ediyor. Oysa bölgede ondan önce de Zaza nüfusü yaşıyor. Moğol işgalinden 300 yıl önce Mervanilerin Diyarbakır´ı ele geçirdikleri dönemde, Diyarbakır çevresinde Zazaca´nın geliştiği kaydediliyor.[9] Ki, Mervani Devletini kuran kabileler dışardan değil, bölgenin dağlık alanlarından inerek hakimiyeti ele alıyorlar. Bu bağlantı bugün İslamı benimseyen Zazalar ile Dersim Alevi Zazaları arasındaki tarihsel etnik köken ilişkisini güçlendiriyor. Şunu da dikkate almamız gerekiyor. Dersim´de Saro Khan (Eski Halk) diye yerleşik halktan bahsedilmektedir. Bu olgu göçten önce de Dersim´de Zazaca konuşan yerli nüfusun olduğu tezini güçlendiriyor. Benim için Batı Dersimliler(Şıx Hesenu) ile Doğu Dersimliler( Dêrsımu) arasındaki şive farkı da yerleşimde tarih farlılığına gerekçe gibi görünüyor.

Dersim(Dêrsım)´in sınırları da tartışmalı. Onu bugünkü Tunceli Vilayeti´nin içine sıkıştırmak, ancak Tunceli Kanunu´nu yazanlar için geçerli olabilir. Bundan yüzsene önce dahi Dersim Sivas´ın bir bölümünü, Erzincan´ı, Varto-Xınıs´ı, Kığı ve Bingöl´ün bir kısmını[10], hatta Kürecik- Adıyaman´ın bir bölümünü kapsıyordu. Dersim´in siyasal ve kültürel etkisinin kırılmadığı yıllarda bu görüş resmi çevreler tarafından da dile getirilmiştir. 29 Haziran 1937 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Y. Mazhar Aren´in söylediklerini aktarmamız yeterli olacaktır. Ben Dersim´i herkesin anladığı gibi anlamam,

Benim nazarımda:

Bir çekirdek Dersim,

Bir et Dersim,

Bir kabuk Dersim,

Vardır ki, hücre böyle hayatlanmış, Dersimli böyle canlanmıştı. Halbuki herkes yalnız çekirdeğe Dersim diyor...

Bununla beraber çekirdek kırılırsa et çürür, kabuk kurur... Ben Kuruçay´da, Kemah´ın bazı köylerinde, hatta Refahiye ve Zara´da, Akçadağ´da Dersim kabuğunu seçtim ve Kuzucan ve Tercan, Palu ve Çapakçur´da ve benzerlerinde Dersim´in etine değdim.[11]

Cevdet Türkay´ın, Başbakanlık Arşivlerine (Belgelerine) Göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak ve Aşiretler incelemesi Dersimlilerin yaşadıkları yerleri çok geniş bir çoğrafyada gösteriyor. Dirsimli/lü: Erzincan, Erzurum, Kığı Sancakları, Kuruçay Kazası(Dersim- sancağı), Kemah kazası(Erzurum Sancağı), Çemişgezek sancağı, Arapkir sancağı, Malatya Sancağı, Antakya Kazâsı(Halep Sancağı), Kilis Sancağı.

Suriye´nin Lazkiye Sancağı havalisine iskan olan Akbucak ve Bucak türkman Aşireti de bu aşiretin bir bölümüdür.

Disimli/lü: Çarsancak kazası(Diyarbekir sancağı) Kığı sancağı, Çemişgezek (Diyarbakır Sancağı), Erzincan Kazası(Erzurum Sancağı), Kilis sancağı, Antakya Kazası(Halep Sancağı)[12] Belgeler aşiretin altın ve gümüş işleri ile uğraştığını da yazıyor.

Yalnız defterlerdeki yazım hatasından olacak, Dirsimli ve Disimli iki ayrı aşiret olarak gösterilmiştir. Gerçekte ise sadece bir yazım farklılığıdır. Bizi ilgilendiren Dersimlilerin neredeyse Zaza coğrafyasının tüm yerleşim bölgelerine dağılmalarıdır. Bu bilgi Alevi Zazalar ile Müslüman Zazalar arasındaki tarihsel bağa katkı sunuyor.13 Yanısıra Dersim coğrafyasının Osmanlı ve müttefiki Kürt Beylikleri karşısındaki gerilemesine ve toprak kaybına da işaret oluyor. Osmanlı ve müttefiki Kürt Beylikleri karşısında Dersimlilerin İç Dersim´e yerleşmek zorunda kalmalarına en iyi örneklerden birisi, Batı Dersimlilerin (Şıx Hesenenlerin) Gerger-Adıyaman-Malatya´dan bugünkü topraklarına göç etmek zorunda kalmalarıdır. Osmanlı belgeleri de bu göçün 1704 yılında gerçekleştiğini doğruluyor.[14] Sözlü kültürde de göçe ilişkin anlatımlar canlılığını koruyor.

Dersimlilerin kökeni sorunu tartışılırken Deylem-Dersim ilişkisini de unutmamak gerekiyor. Bu konuda fazla bir belge bulunmuyor. Dil, kültür açısından somut çalışmalar yapılmamıştır. Bir tez olarak tartışılmaktadır. Deylemi de geniş Horasan coğrafyasından ayrı düşünemeyiz.[15]

Yaşayan bir halkın kimliğini tarihin karanlık labirentlerinde dolaşarak açıklamak mümkün görünmüyor. Bu doğru da değildir. Yaşayan her dil, inanç ve halk aynı zamanda yeni bir olgudur. Değişmiştir. İçine yeni unsurlar girmiştir. Eski orjinin ana hatları korunsa da dil, kültür ve nüfus yapısı yeni etkileşim ve katılımlarla kendini yenilemiştir. Tarihi bağlantıyı unutmadan, yaşayan olgular üzerinden değerlendirmelerde bulunmak daha doğrudur. Zira tarih, tüm bilimsellik iddialarına rağmen efsane ve masalla iç içedir.

HER DİL BİR ULUSTUR


Her dili bir ulusa eşitlemek pratikte doğru olmayabilir. Dini, siyasi ve kültürel bölünmeler aynı dili konuşan insanları farklı ulusal topluluklar haline getirebilir. Yine de dil bir halkın yaşayan ortak hafzasıdır. Dil iletişim aracı olarak ortak kimliğin, aidiyet duygusunun kendisi olmakla kalmaz, tarihten taşıyıp getirdiği efsane, masal, atasözü, deyim ve destanlarla bir halkın sürekliliğinin de garantisi olur. ´Dil´ dediğimiz iletişim aracı, toplumu bir arada tutan harç; kültürü taşıyan ortak bir hazine, toplumu yansıtan bir ayna; bireyler, gruplar ve kümeler arasındaki ilişkileri düzenleyen hakem, hakim veya hekim oluyor.[16] Dili yok edilen bir halkın tarihsel refaransı, düşünme tarzı, kültürü de yok edilmiş olur. Kimlik biz ve onlar ayrımına tekabül ediyorsa, çoğu kere bunu dil belirler. Böyle olduğu içindir ki işgalciler, asimilatörler dilin yasaklanıp yok edilmesine büyük önem verirler.

Dersimliler konuştukları dile kendi dillerinde Kırmancki diyorlar. Bu terim daha çok İç Dersim´de kullanılıyor. İçerden çepere doğru ilerledikçe dile Dımılki deniliyor. Dersime komşu olan Kürtler de bu dili Dımıli veya Zazai olarak adlandırıyorlar. Dersimliler dışarda, yabancı olanlarla diyalogunda ise dillerine Zazaca yada Dersimce diyorlar. Yabancı araştırmacılar da bu dile Zazaca ya da Dımılice diyor.

Zazaca geçen yüzyılın sonunda ve bu yüzyılın başında kısmi olarak yazılı hale getirildi. Zazaca´ya yönelik ilk ciddi ve ayrıntılı inceleme Oskar Mann ve Karl Hadank´ın incelemesidir.[17] Daha sonraları Terry Lynn Todd[18], C. M. Jacobson ve M. Sandanato[19], Almanya Göttingen Üniversitesi´nden Ludwig Paul[20] Zaza dili ve grameri üzerine ayrıntılı çalışmalar yaptılar. Buna son olarak Frankfurt Üniversitesi´nden Prof. Gippert´i de eklemek gerekiyor. Önceleri yabancıların ilgi alanıyla sınırlı kalan Zazaca, 1980´den sonra Avrupa´da Kırmanc- Zazaların kendileri tarafından edebiyat alanına taşındı. Zazaca edebiyat-kültür ve siyaset dergileri çıkartıldı. Gramer ve sözlük çalışmaları yapıldı. Dikkati çeken en önemli araştırmacılardan birisi Zılfi Selcan´dır. 1970´in ortalarından itibaren Zazaca müzik ve dil çalışmaları yapan Z. Selcan´ın yayınlanmış iki eseri bulunuyor. Z. Selcan´ın bu yıl yayınlanan Zaza Grameri önemli bir boşluğu dolduruyor.[21]

Türkiye´de Cumhuriyet´le birlikte Zazaca´nın da içinde olduğu Türkçe dışındaki diller yasaklandı. Her tarafa ´Vatandaş Türkçe Konuş´ pankartları asılmıştı, bu kurala uymayanı para cezası, hapis, sürgün bekliyordu.[22] Merkezi eğitim ve askerlik aracılığıyla kerkese Türkçe dayatıldı. Türkçe dışındaki diller ticari sürecin, okul sisteminin, resmi sürecin dışına itildiler. Dersim´de ise daha özel uygulamalar yapıldı. Kırım ve sürgünden sonra yatılı Bölge Okulları ve giderek her köye yapılan okullarla asimilasyon hayli ilerledi. Zazaca da öteki diller gibi Türkçe´nin lehçesi ilan edildi. Ancak ´lehçe´nin yarı-resmi kurumlarda araştırılması dahi engellendi. Bir ara Halk Evleri´nde Zazaca araştırma yapmak istiyorlar. Resmi ideolog Hasan Reşit Tankut denetimden çıkarlar korkusuyla olacak bir genelgeyle bunu yasaklıyor.[23] İnkar teorisi tarihte eşine ender rastlanan bir yöntemle yapıldı. Türkçe´nin lehçesi sayılan Zazaca, Kürtçe konuşmak, yazmak yasaklandı. Böylece T.C ´kendi lehçesini´(!) yasaklayan ilk devlet ünvanını da kazanmış oldu.

Şimdi lehçe teorisi iflas etmiştir. Resmi ideologlar dahi yüksek sesle savunamıyorlar. Lehçe teorisi kapıdan kovulmadan pencereden benzeri içeri girdi. Kürt siyasi akımlarının hemen tamamı Zazaca´yı Kürtçe´nin lehçesi ilan ettiler. Onlar da bazı kelime yakınlıklarını gerekçe gösterek, Zazaca´yı Kürtçe´nin içinde asimile etmek istiyorlar. Lehçe teorisi öylesine katı bir politikayla yürütülüyor ki, bu konuda tartışmak dahi engellenmek isteniliyor.

Gerçekte sorun oldukça basitdir. Kürtçe konuşanlarla, Zazaca konuşanlar birbirini anlamamaktadır. Bu durum bazı çok bilir cahillerin dediği gibi Kürtlerin farklı ülkeler arasında bölünmesinin sonucu da değildir. Kürtler 1514´de İran ve Osmanlı arasında[24], Lozan anlaşmasıyla da Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında dört parçaya bölündüler. Ancak Kürtler ve Zazalar en azından iki bin yıldır yan yana yaşıyor. Yüzyıllardır aynı köyde yaşamını sürdürenler de var. Birbirlerinin dilini anlamıyorlar. Kürtçe ve Zazaca´nın birbirine nispi olarak yakın olduğu doğrudur. Ama bu tüm İrani diller ve hatta Hint-Avrupa dil gurubu için geçerlidir. Yakınlık lehçe (- burda diyalekt kastediliyor-) teorisine kanıt olsaydı, Farsça, Paştunca, Osetçe, Kürtçe, Zazaca bir dil olarak değerlendirilebilinirdi. Kaldı ki Kürtçe´nin Zazaca´ya yakınlığı, Farsça´ya yakınlığından daha az değildir. Elbetde şenlik olsun, dostlar alış verişde görsün diye lehçe teorisi uydurulmadı. Amaç, Kırdaşki merkezli tek dil yaratmaktır. Bu yönde çok sayıda yazılı belge var. Hatta bazı Kürt Partileri bunu Parti proğramına da geçirmiştir. Sürgünde Kürt Parlementosu da Kürtçe´yi (-Kurmancça´yı) Zazaca karşısında resmi dil ilan etmiştir[25].

Biz yine gerçeğe, halkın kendi belleğine dönelim. Dersimliler Kürtlere iki şekilde hitap ediyorlar. Alevi Kürtler için Kırdas, Hanifi-Şafii Kürtler için Khurr terimi kullanılıyor. Kürtçe´ye ise Kırdaşki yada Here-Were deniliyor. Khurr kavramı da küfür, aşağılamak anlamında kullanılmıyor. Türkçe´de kullanılan Kıro kelimesinin, Khurr kelimesi ile bir ilgisi yok. Kürtler büyük çoğunlukla kendi dillerinde kendilerini Khurrmanc olarak adlandırıyorlar. Büyük bir ihtimalle Khurr terimi, Khurrmanc´ın kısaltılmış hali olabilir. Bu terimle aşağılama ve hor görme gündeme gelmiyor. Fakat, bir güvensizliğin olduğu doğrudur. Bunun eski nedenleri bir yana, öncelikle Kürt Beylikleri ve Osmanlı arasında kurulan ittifak ile Hamidiye Alaylarını anmak yeterlidir.

Lehçe teorilerinin etkisinde kalanlar kendi dillerine önemli ölçüde yabancılaştılar. Lehçe teorisi ne Türk halkının ve ne de Kürt halkının belleğinde bulunmuyor. Zaza ve Kürt halkı birbirlerinin dilini, aynı dil ya da bir dilin lehçesi olarak görmüyor. Bu teori milliyetçi aydınların kendi uydurmalarıdır. Siyasal olarak gericidir. Toplumsal alanda halkları birbirine yabancılaştırmaktadır. Gereksiz tartışmalardan, yeni güvensizliklerden kurtulmanın en kısa ve doğru yolu, bütün dillere eşitliği savunmaktır.

Alevi olsun Şafi ya da Hanifi olsun Zazaca konuşan bütün kesimler birbirlerini anlamaktadırlar. Bu dilin uzun yıllardır baskı altında olduğunu, yazılı alanda serbestçe gelişmediğini de unutmamamız gerekiyor. Zazaca konuşan kesimler bir dille anlaşmalarına rağmen, kendi aralarında tek-bölünmez bir kimlik oluşmamıştır. Bunun nedenlerini tartışdığımızda, önce karşımıza din ayrılığı çıkar. Din ayrılığı siyasal süreçleri belirlemiş, kültürü etkilemiştir. Bu, Dersim kimliğinin üçüncü boyutudur.

DERSİM İNANCI

Din ve ulusal kimlik ilişkisi de çok karmaşıktır. Kimi halklarda farklı dini inanışlar tek ulusal kimliğin önünde ciddi bir engel teşkil etmezler. Bazılarında ise din öteki etmenleri etkileyip, ulusal kimliğin oluşmasında öne geçer.

Dersim inancını tek başına din olarak tarif etmek de mümkün görünmüyor. Bunun için biz buna Dersim İnancı diyoruz. Ki, bu Zazaca´da İtiqatê Ma (-İnancımız-) ya da İtiqatê Kırmanciye (-Kırmanciye İnancı-) diye dile getirilir. Yabancı araştırmacılar Dersim İnancı´nı genel olarak Aleviliğin içinde değerlendirmişlerdir. Yine de büyük çoğunluğu Dersim Kızılbaşlığı diye bir ayrıma gitmişlerdir. Dersim İnancı´nı genel olarak Alevilik içinde değerlendirmek doğru olmakla birlikte, yeterli değildir. Bu genel ilişki Osmanlı şeriatına karşı siyasal bir ittifak olarak anlaşılabilinir.

Dersim İnancı´nın en önemli ayırıcı özelliği ibadet dilinin Zazaca olması, inancın tarihsel ve etnik olarak yerli olmasıdır. Ki, kutsal yerlerin, dini efsanelerin tamamına yakını Dersim tarihi ile ilgilidir. Dersim´de inanç sonunda kişiyi insana ve doğaya bağlar. İnanç tarımdan, hayvancılıktan, sosyal yaşamdan ayrılmamış, onun bir parçası, tamamlayıcısı durumundadır. Bu anlamda Dersim İnancı milli özellik gösterir.[26]

Osmanlılar döneminde tek tanrılı dinler(Müslümanlık, Hrıstiyanlık ve Musevilk) dışındaki inançlar gayri meşru görülüyordu. Bu durum tek tanrılı dinlerin dışındaki inançlara yaşam hakkı tanımamıştır. Aleviler başta olmak üzere tüm öteki inançlar ya takkiye yoluna ya da sürekli direnişlere mecbur bırakılmışlardır. Dersimliler hem direnmiş ve hem de takkiye yapmak zorunda kalmışlardır. İslami motiflerin Dersim İnancı içine girmesi, bir yönüyle böyle olmuştur. Öte yandan İslam içi çatışmalar ve islami muhalefetin öteki dinlere hoşgörülü davranması sonucu belli bir sentez de oluşmuştur. Yine de Dersim İnancı´nda İslami motifler sorunun sadece bir yönüdür. İnancın ana yönü İslam dışıdır. Dersim İnancı´nı Kerbela ve Ehl-i Beyt sevgisine indirgemek, O´nu islami açıdan asimile etmektir. Öyle olsaydı, İslam şeriatının en koyu temsilcisi haline gelmiş Şiiliği de Alevilik olarak değerlendirmemiz gerekirdi. Konuyla ilgili Munzur Comerd´in halk anlatımlarına dayanarak yaptığı kapsamlı araştırmalar gerçeği önemli ölçüde açığa çıkarmıştır.[27]

Dersim´in Osmanlı şeriatına karşı direnişin kalesi olması, bir yönüyle O´nu tüm Alevilerin kıblesi haline getirmiş, öte yanıyla da Alevilik kimliğin önde gelen özelliklerinden birisi haline gelmiştir. 1514´den itibaren Türk ve Kürt egemenlerinin islami temelde kurdukları birlik, Zazaların da bu birliğin bileşeni haline gelmesi, tersinden Dersimlilerin Alevilik temelinde Kürt, Türk Alevileri ile aradığı ittifak, kimliğin oluşmasına katkıda bulunmuştur.

Dersimliler biz ve onlar ayrımını yaptıklarında genellikle Alevilik ve Müslümanlık ayrımı yaparlar. Türk ve Müslüman çoğu kere aynı anlamda kullanılır. Bu durum Cumhuriyet döneminde de değişmemiştir. Modern Türk kimliğinin bileşenlerinden birisi İslamiyetdir. Bu sonraları geliştirilip Türk-İslam sentezi diye formüle edildi. Laiklik, devlet müslümanlığı anlamına gelir. Sunni İslam ayrıcalıklıdır. Buna devlet dini de diyebiliriz. Alevilik ise sürekli asimile edilmek istenmiştir. 12 Eylül Cuntası döneminde Vali Kenan Güven´in köylere Cami yaptırma girişimleri biliniyor. Ancak bunun tarihi eskilere gider. Osmanlılar Tanzimat´dan itibaren Dersim´de denetim kurmak istediklerinde, Aleviliğin yerine Müslümanlığı geçirmek istemişlerdir.[28]

Şunu söyleyebiliriz. Aleviliğin yasaklanıp asimile edilmek istenmesi, inançtaki ulusal temel, kimliğin oluşmasında ve toplumsal süreklilikte temel bir yer edinmesine yol açmıştır. Dersimlilere biz dedirten, dil, toprak, tarih olgusunu unutmadan inançtır. Ki, Dersim İnancı dilin, tarihin, toprağın ayrılmaz parçasıdır. Düzgün Baba, Sultan Baba, Çewres Asparê, Munzur Baba, Jêle, Khures, Gaxant, Xızır, Hawtemal, Güneş ve Ay´ın kutsallığı ve benzerleri toplumu bir arada tutan en güçlü bağdır. Bunlardan hangisini yok edip toplumun bağrından çıkarıp atsanız, biz ortaklığının da bir parçasını kopardığınız anlamına gelir. İnanç, bu yönüyle dışarıya karşı doğal sınırdır. Önce rejimin ideolojik-siyasi saldırısı, sonra ona sol cepheden verilen destek, biz ortaklığından önemli parçalar koparmıştır.

KİMLİĞİN İKİ YÖNÜ: DİL VE İNANÇ

Kısaca anlatılan süreç de gösteriyor. Dersim kimliğinin iki yönü öne çıkıyor. Dil ve inanç. Bunlardan birisini tek başına belirleyici olarak göstermek, toplumsal yaşamın bir bölümünü görmezlikten gelmektir. Zazaca da, Alevilik de yasaklanıp engellenmiştir. Yukarda belirtildiği gibi, bu iki yön; dil ve inanç birbirinden tamamen ayrı da değildir. Bir anlamda birbirini tamamlamaktadır. Öte yandan iki özelik Dersimlileri öteki toplumlara bağlayan yolun da başlangıcıdırlar. Dil, Zazaca konuşan Müslüman Zazalara, İnanç; Alevi Kürtlere ve Türklere bağlanmaktadır.

İnanç boyutunda da dikkate değer gelişmeler var. Türk Alevileri geçmişten beri Türk kimliklerini inkar etmiyorlardı. Hatta, Zazaca ve Kürtçe konuşan Aleviler üzerindeki baskıyı görmezlikten geliyor, bunu dile getirenleri bölücü olarak değerlendiriyorlardı. Şimdi, Türk kimliğinin kemalist versiyonuna daha çok vurgu yapıyorlar. Kürt Alevileri de, Kürt ulusal kimliği ile birleşme sürecine girmişlerdir. Zazaca konuşan Aleviler ulusal kimliklerine kayıtsız kalamazlar. Henüz zayıf olmasına rağmen, kayıtsız kalınmadığına yönelik davranışlar oluşuyor.

Sürecin tümünü dikkate alan Dersim aydınlarının önemli bir bölümü, kimliği Kırmanc-Zaza halkı[29] şeklinde ifade etmektedir. Kırmanc-Zaza tanımı, inanç ve ondan ayrılamıyacak kültürel boyuttaki farklılığı, aynı şekilde kültürün ortak yönlerini, dil birliğini, etnik sürekliliği birlikte ifade ediyor.

Kimliğin oluşmasında öne çıkan etmenlerden birisi de her zaman toprak olmuştur.[30] Dersim halk kültüründe ülke bilinci güçlüdür. Dersimliler yaşadıkları coğrafyaya, ülkeye Kırmanciye, Welatê Kırmanciye diyorlar. 1994 köy boşaltmalarından sonra onbinlerce insanın zorunlu sürgüne gönderilmesi, Kırmanciye´nin insansızlaştırılması, Kırmanciye´ye dönüş ve toprak sorununu kimliğin önemli bileşkelerinden biri haline getirmiştir.

Dersim ve kimlik sorununu tartışıdığımızda, Dersim´in siyasal tarihi ve kültürünü de mutlaka dikkate almak gerekiyor. Alevilik, tarih ve dil bağlamında buna kısmen değinildi. Gerçekte ise daha geniş bir incelemeye ihtiyaç var.

Anadolu bir mozaik olarak adlandırılıyor. Ancak bu mozaiğin Türk rengi dışındaki renkleri koyu bir karanlığa gömülmek istendi. Bu istem bitmiş de değildir. Son yıllarda mozaiğin Kürt rengi, üstündeki karanlığı biraz yırtdı. Alevi inancı da karanlığı yarıp, ışığı yakınlaştırdı. Dersimliler ya da genel olarak Kırmanc-Zazalar henüz bir iki adım atabildiler. Bu dahi mozaiğin güzelliğini göstermeye yeterli oldu. Tüm karanlık yırtılsa, ışık halelerinden eşsiz bir çiçek açacaktır.

Sonuç yerine şunu söyleyebilirim. Toplumlara tek tip elbise misali, kimlikler biçilemez. Ağaç budar gibi bir toplumu oluşturan öğeler kesilip atılamazlar. Bunun denendiği her yer savaşlar ve kırımlara sahne oluyor. Böyle toplumlar birliğini de koruyamazlar. Tersine, özgürlük ve eşitlik birlikte yaşamanın da, barışın da ön koşuludur.


------------------------------------------------------------------------


[1]Seyfi Cengiz, Dersim ve Dersimli, sf. 30-33, Desmala Sure yayınları-1995


[2] Mustafa Düzgün, Kürdistan Tarihinde Dersim Adlı Eserde Geçen Bazı Olaylar Üzerine, Berhem, sy. 5, sf. 16-28, Ankara-1993. Mustafa Düzgün bu eleştirilerini daha sonra da devam ettirdi. Kendisiyle 1995´de yaptığım bir ropörtajda görüşlerini daha da netleştirdi. Sait Çiya, Dersim Yazıları, sf. 184-190, Tij Yayınları 1998- İstanbul

[3] DERSİM, T.C. Dahiliye Vekêleti JANDARMA UMUM KUMANDANLIĞI Yayını, sf. 218-219. Rapor´da Zazaca da Kürtçe içinde değerlendirilmiştir. Ordu bu çalışmayı muhtemelen 1932 yılında gizli yapmış ve kayıt altında 100 tane basmıştır. Rejimin Dersim´e yönelik en etraflı raporu olan çalışma, 1937-38 kırım ve sürgünün anlaşılması için de önemli bir belgedir. 1970´den sonra Dersim kökenli sol akımlar sömürge tartışmaları yaparlarken, resmi ağızlardan yapılmış böylesi itirafları yok saymışlardı.

[4] TC. Bakanlar Kurulu 4 Mayıs 1937 tarihli, Tunceli tenkil harekâtına dair Gayet Gizli ibareli kararında bu siyasetini şöyle ifade ediyordu. Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lâzımdır. Genel Kurmay Belgelerinde Kürt İsyanları-2, sf. 317

[5] Alevi Zaza tanımlaması da yabancıların yaptığı ve Dersimlilerin kendi aralarında kullanmadığı bir terimdir. Zazaca konuşan bazı Aleviler kendilerini böyle adlandırmakla birlikte, büyük çoğunluk kendisini bu şekilde isimlendirmemektedir. Ben Alevi Zaza tanımını, Zazaca konuşan Aleviler anlamında kullandım.

[6] Urfalı Mateos Vekayi-N âmesi(952-1136) Ve Papaz Grigor´un Zeyli (1136- 1162), sf. 80, 195 nolu dipnot, Türk Tarih Kurumu Basımevi-1987

[7] Martin van Bruinessen´in yazdığına göre, ters yönden, Dersim´den de Horasan´a nüfus göçü oluyor. Şah Abbas 1600´de Özbek ve Türkmen akınlarına karşı savunma gücü olarak bazı aşiretleri Çemişgezek´ten Horasan´a yerleştiriyor. M. v. Bruinessen, Ağa, Şeyh ve Devlet, sf. 213, Özge yayınları

[8] V. Minorsky, İslam Ansiklopedisi, Cilt.11, Şehrizûr Maddesi, sf. 397

[9]Mukrimin H. Yınanç, İslam Ansiklopedisi, Cilt. 3, Diyarbakır Maddesi, sf. 611

[10] E. Dulaurier Genc´i de Dersim´de bir bölge olarak görmektedir. Urfalı Mateos Vekayi-Namesi, sf. 11, 30. nolu dipnot

[11] Bu yazı yurtdışında çıkan Raştiye´nin 9. sayısında (1995) yeniden yayınlandı.

[12] Aktaran Dr. Mahmut Rişvanoğlu, Saklanan Gerçek, Kurmançlar ve Zazaların Kimliği -2-, sf. 892, Tanmak-Ankara, Bu kitap Türk resmi ideolojisinin propagandasını tekrarlıyor. Cevdet Türkay´ın özgün çalışmasını inceliyemedim. Bizi Osmanlı belgelerinde Dersim aşiretlerinin yaşadığı yerler iligilendiriyor.

[13] Zazaların arasında islamiyetin güçlenmesinin de daha çok 1514´den sonra gerçekleştiğini düşünüyorum. 1613 yılında Palu´yu ziyaret eden Polanyalı Simeon, Şehirde ermenilere âid sekiz adet kârgir güzel kilise, kürdlere âid de damı otla örtülü ve çit duvarlı çok adi bir mescid vardı demektedir. Hrand D. Andreasyan, Polonyalı Simeon´nun SEYAHATNÂMESİ (1608-1619), sf. 92, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No. 1073, 1964. Müslümanlığın etkisinin o tarihlerde dahi çok sınırlı olduğu görülüyor.

[14] Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu´nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, sf. 49-50, Türk Tarih Kurumu Basımevi-1991

[15] Deylem bağlantısı için bakınız, Seyfi Cengiz, Dış Kaynaklarda KIRMANCLAR- KIZILBAŞLAR VE ZAZALAR , Desmala Sure Yayınları-1995, Ahmet Ateş, İslam Ansiklopedisi, Cilt. 3, Deylem maddesi, sf. 567-573

[16] Bozkurt Güvenç, Kültürün ABC´si, sf.47, Yapı Kredi Yayınları-1997

[17] Oscar Mann- Karl Hadank, Mundarten Der Zaza, Berlin-1932, Prusya Bilimler Akademisi

[18] Terry Lynn Todd, A Grammer of Dimili ( Also Known as Zaza), An Arbor, Michingen, U.S.A-1986

[19] C. M. Jacobson, Rastnustena Zonê Ma (Handbuch für Die Rechtschreibung der Zaza Sprache) Bonn-1993 ve ZAZACA Okuma-Yazma El Kitabı, Bonn-1997 kitapları ortak alfabe ve yazım kuralları bakımından Kırmanc-Zaza çevrelerinde en geniş kabul gören çalışmalardır. Ki bu çalışmalar Zazaca konuşan ve okuyup-yazan çevrelerle birlikte hazırlanmıştır.

[20] Ludwig Paul, Zazaki(Gramatik und Versuch einer Dialektologie), Wiesbaden 1998

[21] Zılfi Selcan, Zaza Milli Meselesi Hakkında (dili, tarihi, siyasi, dini ve kültürel yönleriyle), Zaza Kültürü Yayınları, Ankara-1994, Zılfi Selcan, Grammatik der Zaza-Sprache Nord-Dialekt(Dersim Dialekt), Berlin-1998.

[22] Bazı durumlarda bunun tersi de doğrudur. Diyarbakır Halkevi´nin... köycülük kolu çeşitli kurslar açardı. Bir köy örnek olarak, üs olarak seçilirdi. Orada mesela Türkçe konuşma müsabakaları açıyor. Vatandaşa Türkçe öğretiyor, Türkçe bilmeyenlere. Onlara hediye olarak mesela bir öküz veriyor.... Şevket Beysanoğlu, Anılarımda Diyarbakır Halkevi, Kebikeç, Sayı. 3, sf. 163, 1996

[23] Türk Dil Kurumu´nun Lengüistik-Etimoloji Kolbaşı´sı Hasan Reşit Tankut´un Varto Halkevi´nin yaptığı dil çalışması nedeniyle 9.6.1939´da yaptığı genelge niteliğindeki açıklaması buna iyi bir örnektir. Uzak ve küçük Halkevlerinin Kürt ve Zaza dilleri üzerinde çalışma sahası açmalarını faydasız ve politika bakımından zararlı görürüm. Onların mesaisini faydalı kılmak için usul ve vasıta hazırlamak daha uzun zamana bağlı oldugundan, bu dil araştırma işini bırakmalarını münasip şekilde kendilerine anlatılması iyi olacağı kanaatini arzeder, saygılar sunarım. Belgenin tam ve orijinal halini kişisel arşivinden Ömer Türkoğlu Kebikeçte yayınladı. Kebikeç(İnsan bilimleri için kaynak araştırmaları dergisi), sy. 3, sf. 105- 106, Ankara-1996

[24] 1514 Çaldıran savaşı ile başlayan süreç 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşmasıyla resmiyet kazanmıştır.

[25] Günay Aslan, Sözde Devlet, Özgür Politika, 17 Nisan 1995


[26] Alevi Zaza dini milliyet ifade eder, diyen Hasan Reşit Tankut bir şekilde bu gerçekliğe işaret etmiştir. M. Bayrak, Kürdoloji Belgeleri, sf. 442, Öz- Ge Yayınları-1994

[27] Munzur Comerd araştırmalarını Berhem, Pir, Ware ve Tija Sodıri´nin çeşitli sayılarında Türkçe çevirisiyle birlikte Zazaca olarak yayınladı. M. Comerd, Dersim İnancı´na yönelik araştırmalarını kısa sürede kitaplaştırıp yayınlayacak.

[28] Osmanlı Sadrazamlığı Anadolu Umum Müfettişi Müşür Şakir Paşa´dan Dersim´de şiddet ya da idare siyasetinden hangisi izlenmelidir diye görüşünü soruyor. Müşür Şakir Paşa 11 Ağustos 1899 tarihli cevabında, öteki önlemlerin yanında Dersim´de Nakşibendi tekkelerinin açılmasını da önermiştir. DERSİM, Jandarma Umum Kumandanlığı Yayını, sf. 136

[29] Dersimliler kendilerine Kırmanc, dillerine Kırmancki, üstünde yaşadıkları toprağa, coğrafyaya da Kırmanciye diyorlar. Ancak, bu adlandırma daha çok İç Dersim´de geçerlidir. İç Dersim´de de kendini Kırmanc olarak adlandırmayanlar vardır. Öncelikle Khuresu aşireti Pir ve Rayber olmayan, Ocak kökenine dayanmayan aşiretleri Kırmanc görmekte, kendilerini ise kutsal tabaka, dini soylular olarak görmektedirler. Kırmanclık burda yönetici olmayan halka verilen isimdir. Ayrım ağa-köylü ayrımına uymaz. Ağa olsun, yoksul yada zengin olsun, tüm kutsallık dışı aşiretler Kırmanc olarak adlandırılmaktadır. Ancak, Khuresu aşireti de konuştuği dile Kırmancki, yaşadığı coğrafyaya Kırmanciye demektedir. Yine Varto-Xınıs´ta Zazaca konuşan Aleviler kendilerine Kırmanc demiyorlar. Onlar için Kırmanc ismi Khurmanc kelimesine yakınlığıyla Kürtleri çağrıştırıyor. Kendilerine sadece ´Ma` ya da ´Elewi´ diyorlar. Sivas´da Zazaca konuşan Lolan, Çarekan ve Ginan Zazaları da kendilerine Kırmanc demiyorlar. Kendilerini Elewi, Dımıli veya Alevi Zaza olarak adlandırıyorlar. Zazaca konuşan Alevi, Şafi ve Hanefi kesimlerin kendilerini nasıl tanımladıkları konusunda tüm bölgeleri kapsayan ayrıntılı bir çalışma yapılmamıştır. Aslında bütün halklar da istisnasız herkesin üstünde birleştiği tek bir kimlik yoktur. Kimlik ortalama birliğe tekabül eder. Bu bakımdan genel olarak Kırmanc-Zaza terimi, aleviliği, tarihi, dini, dili ve toprağı birleştiriyor.

[30] Kemalist dönemin önde gelen ideologlarından Hasan Reşit Tankut, Zazalar Hakkında Sosyolojik Tetkikler isimli çalışmasında, alevilik ve yurtseverlik arasındaki ilişkiye değinmiştir. H.Reşit Tankut Zazaları Türkleştirmenin yolunu aramaktadır. Çalışmasını eleştirel olarak ele almak gerekiyor. Alevilik, yurt ve yurtseverlik arasında kurduğu bağlantı gerçeğe yakındır. Yurt Severlik Dersimliler tıpkı Şamanlılar gibi din köküne dayanır. Bir vatana severlik sahibidirler... O zalim Dersim´in kısır toprakları uğrunda çok şeye katlanırlar. Ölürler, öldürürler, fakat Dersim´i bırakmazlar dedikten sonra daha ilerde ise Dersim yurtseverliğinin sınırlarını kendince çizer. Dersim´de dini bir vatanseverlik hüküm sürdüğünü yukarıda okumuş öğrenmiştik. Vatanseverliğin hududu bütün Aleviliği kucaklamak ve sarmak ister, fakat ancak ve yalınız Sivas içlerinde kabul ve hürmet görebiliyor. Başka yerlerde Dersim´in Alevi milliyeti his ve hareket uyandırmaz. Mehmet Bayrak, Kürdoloji Belgeleri, sf. 442-446

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !